Bölüm IV- Kilitli Gece

Arabayı binanın önüne park ettiğimde, motorun sesi boğazımda düğümlenmiş bir nefes gibi sustu. Direksiyonun soğuyan plastiğinden ellerimi çekmeden, binaya uzun uzun baktım.
Fazla sessiz. Fazla düzenli.
Sanki sessizlik, içeridekilerin çığlıklarını bastırmak için buraya özel getirilmişti.

Kapıdan içeri adım attığımda, güvenlik kulübesinden iri yapılı bir adam çıktı. Üniforması ütülüydü, adımlarında askeri bir disiplin vardı.
“Hoş geldiniz Bay Black,” dedi.
Sesinde ne hoşnutluk vardı ne de hoşnutsuzluk. Sadece görevini yerine getirmenin nötr tonu.

Peşimden yürüyerek beni binanın koridorlarına yönlendirdi. Her şey… fazla temizdi. Zeminin beyaz parlaklığı gözümü alıyordu. Duvarlar, kusursuz bir steril beyaz. Ne toz, ne çizik, ne de insan hatırası.
Burası yaşanmışlıkları değil, lekeleri temizleyen bir yerdi.

Asansöre bindik. En üst kata çıkarken sessizlik boğazımı sıktı. Sanki bu binada konuşmak, rutini bozacak yasaklı bir hareketti.
Kapılar açıldığında, dar bir koridora çıktık. Kapılar numaralandırılmıştı ama hepsi aynı gri renkteydi. Güvenlik görevlisi önümde yürürken, bir iki mahkûm hücrelerinden bize baktı. Gözlerinde aynı şey vardı: susmak zorunda kalmış kelimeler.

Odamın kapısına geldiğimizde, görevli ceketinin cebinden ağır bir anahtar çıkardı.
“Burası sizin kalacağınız oda,” dedi. “Personel kısmında olacaksınız. Daha güvenli. Yarın sabah size gerekli bilgiler aktarılacak.”

Kapı menteşelerinden ağır ağır açıldı. İçerisi küçüktü ama temizdi. Fazla temiz. Yatak düzgün, masa boş, aynada kendi yorgun yüzümden başka hiçbir şey yok.

Görevli kapıdan çıkmadan önce geri dönüp baktı.
“Güvenlik nedeniyle personel odaları bile gece kilitlenir. Kapı sabah sekizde açılır. Kilit dışarıdan.”

Anahtarın çevrilme sesi, mideme soğuk bir taş gibi oturdu.

Gece yarısını çoktan geçmişti. O steril odanın sessizliği, sanki kulaklarımı sıkıştırıyordu. Derken kapının tokmağı yavaşça dönmeye başladı.
Tık… tık… tık…
Biri, kilidi yokluyordu.

İçimde bir ağırlık belirdi. Ayağa kalkmaya yeltendim ama adımlarım sanki yere zincirlenmişti. Tokmak durdu. Sonra, kapının altından karanlığı yaran incecik bir gölge belirdi. Diz hizasından uzun değildi ama genişliyordu… sanki sürünerek yaklaşıyordu.

Ve birden… nefes sesi.
Derin, boğuk, ıslak bir soluk. Kapının tam dibinden.
Vizöre gözümü dayadım.

Oradaydı.
Beyaz, buruşmuş bir yüz. Derisi ince bir örtü gibi kemiğine yapışmıştı. Dudakları yoktu; diş etleri sırıtarak bana bakıyordu. Gözleri… siyah boşluklardı. Ama o boşluğun içinde bir odak vardı. Beni tanıyor gibiydi.

Kadın, alnını kapıya dayadı. Bir süre öylece durdu. Sonra, alnını ileri geri sürtmeye başladı. Gıcırdayan ses tırnaklarımı içten kemirdi. Bir anda geri çekildi.

Tam derin bir nefes aldığım anda…
BAM!
Başını kapıya vurdu. Çarpmanın gücüyle kapının tahtası titredi. Göğsümde yankılandı; sanki kapı değil, ben vurulmuştum.
Bir daha…
BAM!
Bir daha…
BAM!

Aralarda tırnaklarını tahtaya geçirip ince ince lifleri koparıyordu. Ahşabın içten içe inleyen sesi, odamın içinde yankılanıyordu. Kendi kalp atışımı o gıcırtının ritmine karışırken yakaladım.

Ne kadar sürdü bilmiyorum. Dakikalar saatlere mi, yoksa sadece birkaç saniyeye mi uzadı… zaman bükülmüş gibiydi. Ne zaman uykuya daldım bilmiyorum. Sabaha karşı, yorgunluğun beni yenmesine izin verdim.

Gözlerimi açtığımda güneş ince bir çizgi gibi perdeden süzülüyordu. Duş aldım.
Aynaya baktım.
Buhar camın üstünde ince bir katman oluşturmuştu.

Parmağımı buğunun üstünden geçirdiğimde, altından kendi yansımam çıktı… ama tam göz hizamda buharın içinde ince, titrek harflerle bir cümle yazılıydı:

“Sen buraya ait değilsin.”

NOT

Sevgili okur, Satır Altı’nı bu noktaya kadar okuduğun için gerçekten teşekkür ederim. Senin görüşün benim için çok değerli; olumlu veya olumsuz, her türlü yorum, eleştiri ve fikir bana yol gösterir.

Eğer hikayelerimi okuduysanız, Pharos I’in anlatımı ağır, derin ve çok karakterli bir evrene sahip olduğunu biliyorsunuzdur. Bu nedenle yazması oldukça sabır ve zaman isteyen bir hikayesi var. Ama yazdığım hikayelerin kitaba dönüşmesini sabırsızlıkla bekleyen bir yazar adayı olarak, Satır Altı benim için daha kişisel bir hikâye: daha sade, daha bireysel… Kendi duygularımı ve düşüncelerimi doğrudan paylaşabildiğim bir yol.

Bu yüzden buraya kadar okuduysanız, lütfen fikirlerinizi benimle paylaşın. Neyi doğru buldunuz, neyi geliştirmeliyim? Olumlu ya da olumsuz fark etmez; kelimelerle ya da emojiyle… Her türlü geri bildirim benim için çok kıymetli.

Bir Cevap Yazın

© 2025 Mustafa Kalfa. Tüm hakları saklıdır.

Araftan Sızan Işık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close