Yandı Bitti, Kül Olduk (Ama Önce Story’e Attık)

Her yaz aynı senaryo:
Bir yerden dumanlar yükselir, televizyonlar “kontrol altına alınmaya çalışılıyor” der, sosyal medya “helikopter nerede?” diye bağırır…
Ve sonra?
Sonra biz yine yanmış bir ülkenin külleriyle selfie çekeriz.

Yangınlar artık sadece ormanı yakmıyor, hafızamızı da yakıyor.
Çünkü bu ülkede alevler tekrar ettiğinde değil, unutulduğunda büyüyor.

“Ormanlarımız yandı” demek yetmiyor.
Çünkü bazen orman yanarken, yetkililer klimayı biraz daha açıp “gerekli müdahaleler yapılıyor” diyor.
Bazı bölgelerde alevlerden önce ihmal gelir.
Bazı yerlerde ise tek çıkan duman, sorumluluğu başkasına atma çabasıdır.

Bir bakarsın, günlerdir süren yangına hâlâ “uçak gelmedi.”
Ama aynı anda bir bakanlık paylaşımı: “Yazın tadını çıkarın.”
Kum, güneş, deniz.
Ve fonda: cayır cayır yanan çamlar.

Sosyal medya elbette devreye girer.
Hashtag’ler açılır.
Story’ler paylaşılır.
Tepkiler büyür, ama ormanlar küçülür.
Ve sonra?
İstatistik olur.

Yangın çıkan bölgelere bir bak, bir de yangından sonra çıkan lüks otellere.
“Yanlışlıkla” yanan her alan, sanki “doğru planlanmış” bir turizm arazisine dönüşür.
Ne garip değil mi?
Ağaçların yerine otopark yapılırsa, biz buna medeniyet diyoruz.

Ve sonra tekrar aynı döngü:
Dua ediyoruz.
Bağırıyoruz.
Kınıyoruz.
Sonra alışıyoruz.

Ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değil.
Onlar bir toplumu taşıyan bellektir.
Ama biz hafıza kaybını çoktan alışkanlık haline getirdik.
Her yanan orman, biraz daha sessizliğe gömülüyor.

Belki de en çarpık olan şu:
Bu yangınların çoğu doğal değil.
Ama tepkisizliğimiz artık tamamen doğal.
Çünkü bu ülkede, ağaç yanınca orman susar.
Ama biri konuşunca, sessizlik yeniden sağlanır.

Bir Cevap Yazın

© 2025 Mustafa Kalfa. Tüm hakları saklıdır.

Araftan Sızan Işık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close