Bölüm V – Diğer Tarafın Kapısı

Kapının ardındaki karanlık artık bana bakıyordu.
Dolabın içi her nefeste daralıyordu sanki. Tahtalar sırtıma batıyor, dizlerim göğsüme dayanıyordu. Nefesim gürültüyle çıkıyordu; susturamazsam beni bulacak gibiydi. Sırtımdan ter damladı, gömleğime yapıştı. Silahı iki elimle kavradım.

Bir adım daha yaklaşırsa, kapak kendi kendine açılacak gibiydi.

Bam!
İlk mermi kapağı deldi. Metalden çıkan çınlama koridorda yankılandı.

Bam! Bam!
Mermiler sekti, kıvılcımlar dolabın önüne düştü. Barut kokusu ciğerlerimi yaktı, kulaklarım uğuldadı. Tetiğe basmayı bıraktım, sessizliği dinledim. Tabanca hâlâ doluydu.

Piramit Başlı kımıldamadı. Kapının önünde bir heykel gibi duruyordu.

O anda derinden gelen uğultu başladı.
Önce çok uzaktaydı, rüzgâr gibi. Sonra yükseldi, metalik bir çığlığa dönüştü.

Siren.

Koridorun taş duvarları karardı. Çatlaklardan koyu kırmızı sıvılar sızdı. Tavandan paslı zincirler sarktı, çarpıştıkça kıvılcımlar saçıldı. Zemin taş olmaktan çıktı; kaygan, pütürlü bir dokuya dönüştü. Burnuma pas, kan ve yanık et kokusu doldu.

Dolabın arkasındaki duvar çatladı. Taşlar yere döküldü. Dolap bir anda kayboldu. Kendimi odanın ortasında, tamamen açıkta buldum.

Oda büyüyordu. Tavan yükseldi, duvarlar geriye çekildi. Zincirler tavandan sarkıyor, uzaklardan metalin metal üzerinde sürtünme sesi geliyordu.

Piramit Başlı bana döndü. Devasa bıçağı zeminde sürüyordu, çıkardığı metalik ses kemiklerimin içine işledi.

Geri çekilmeye başladım. Silahı kaldırdım.

Bam! Bam! Bam!
Mermiler sekti, kıvılcımlar karanlığı aydınlattı. Piramit Başlı adım adım ilerliyordu.

Zincirler çarpışıyor, oda uğultuyla doluyordu. Bir masa devrilmişti; onun üzerinden atlayıp geri çekildim.

Bam! Bam!
Ellerim titriyordu, bir mermi boşa gitti. Diğeri metal başlığa çarptı, sekip kayboldu.

Piramit Başlı bıçağını savurdu. Zemine çarptığında kulakları sağır eden bir gürültü çıktı, kıvılcımlar etrafa saçıldı. Geriye doğru sendeledim.

Son mermimi sıktım. Klik.
Tabanca sustu.

Geri geri yürürken sırtım soğuk duvara çarptı. Kaçacak hiçbir yerim kalmamıştı.

“Ne istiyorsun benden?” dedim, sesim titriyordu.

Piramit Başlı durdu. Bıçağını yavaşça kaldırdı. Gölgesi üzerimi kapladı.

O anda bir fısıltı geldi kulağıma. Mary’nin sesine benziyordu.
“James…”

Belki bir anıydı. Belki sirenin uğultusuydu. Ama oradaydı.

“Beni cezalandıracaksan…” dedim dişlerimin arasından.
“Şimdi yap.”

Piramit Başlı bir adım daha attı. Bıçak neredeyse omzuma değecek gibiydi.

Ve o anda siren ikinci kez çaldı.
Bu kez çok daha yüksek, kulak zarlarımı acıttı.

Duvarlardaki etsi doku geri çekildi, zincirler birer birer kayboldu. Oda eski taş hâline döndü.

Piramit Başlı hareketsiz kaldı. Sonra, hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve bıçağını sürüyerek ağır adımlarla uzaklaştı.

Ben hâlâ duvara yaslanmıştım. Dizlerimin bağı çözüldü, yavaşça yere kaydım. Avuçlarım terden kaygandı.

Yerde haritam vardı. Eğilip aldım. Üzerinde kırmızı bir çizgi belirdi. Çizgi kendi kendine hareket ederek Rosewater Park’ı işaretledi.

Bir an kayboldu, sonra yeniden belirdi.
Kasaba bana yol gösteriyordu… ya da sadece beni tuzağa çekiyordu.

Şarjörü kontrol ettim. Boştu.
Tabancayı kemerime sıkıştırdım.

Kapıya yürüdüm. Bacaklarım hâlâ titriyordu. Kapıyı açtığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Sis hâlâ yoğun ama içerideki o sıcak karanlıktan sonra ferahlatıcıydı.

Rosewater Park’a gitmeliydim.

Bir Cevap Yazın

© 2025 Mustafa Kalfa. Tüm hakları saklıdır.

Araftan Sızan Işık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close