Bölüm VI – Gölün Kıyısında

Apartmanın kapısından çıktığımda sis ciğerlerime doldu. Soğuktu, metal tadı vardı. Adımlarım taş yolda yankılandı; sanki kasaba bile nefesini tutmuştu. İçimde hâlâ az önceki odanın o ağır, yapışkan havası vardı. Bacaklarım kurşun gibiydi, dizlerim titriyordu.

Dar bir sokağa girdim. Vitrinlerin çoğu kararmıştı. Birinin önünde durdum.
Camın arkasında tek bir şey parlıyordu:
Bir manken.

Üzerinde Mary’nin elbisesi vardı.

Nefesim boğazımda düğümlendi. Elim cebimdeki mektuba gitti. Kağıdın kat yerlerini hissettim.

Camın buğusuna yaklaştım.
Yansımam bana baktı.
Ama bir anlığına Mary’nin yüzünü gördüm orada. Bana gülümsüyordu.

Kalbim sıkıştı, geri adım attım. Gözlerimi kırptım. Kayboldu.

“Bu…” dedim kendi kendime.
“Senin elbisen.”

Camın önünden ayrıldım ama birkaç adım sonra durup omzumun üstünden tekrar baktım. Manken hâlâ oradaydı. Sanki beni izliyordu.

Rosewater Park’a giden yokuşu çıktım. Sis gölün üzerinden ağır ağır akıyordu. Her adımda Mary’nin hastane odasındaki kokusunu duyar gibi oldum.

Taş merdivenlerden yukarı çıktım. Park sessizdi. Çimlerin üzerinde ince bir sis tabakası yayılmıştı. Banklar soğuk gölgeler gibi duruyordu.

Ve orada, çardağın içinde birini gördüm.
Sırtı bana dönüktü.

Sarı saçları sisin içinde parlıyordu. Kalbim hızlandı.

“Mary?” dedim neredeyse fısıltı gibi.

Kadın başını çevirdi.
O an kalbim duracak gibiydi.

Hayır… bu Mary değildi. Ama yüzü… gözleri… gülüşü… tanıdıktı.

Ayağa kalktı. Saçları omuzlarına dökülen, hafif makyajlı, Mary’ye ürpertici şekilde benzeyen ama ondan daha canlı, daha renkli bir kadındı. Üzerindeki kırmızımsı bluz ve kısa eteği kasvetin içinde bir renk patlaması gibiydi.

Duruşu Mary’den farklıydı. Daha rahat, daha… meydan okuyan bir havası vardı.

Saçını geriye attı ve bana baktı. Göz göze geldiğimizde dudaklarında hafif, davetkâr bir gülümseme belirdi.

“Hayır,” dedi yumuşak ama hafif alaycı bir sesle.
“Ben Mary değilim. Adım Maria.”

Bir şey söylemeye çalıştım ama boğazım kurumuştu.

“Sen… bu kasabada mıydın?”

Maria bir adım attı, gülümsemesi büyüdü.
“Tıpkı senin gibi,” dedi.
“Beni buraya bir şey getirdi. Seni de.”

Başımı salladım.
“Evet… öyle sayılır.”

Gözlerimi kaçırdım ama o bakışlarını üzerimden çekmedi.

“Sen buraya Mary’yi bulmaya geldin, değil mi?”
Kelimeleri dikkatle seçti. Sonra ekledi:
“Karının adı Mary.”

Gözlerim büyüdü.
“Bunu… nereden biliyorsun?”

Omuz silkti, dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Bilmem. Belki de tahmin ettim.”

Bir adım daha attı. Bana çok yakındı artık.
“Belki de Mary’yim ben. Ne dersin?”

Yutkundum.
Mektup aklıma geldi. Kağıdın kat yerlerini zihnimde hissettim.

“Onu bulamadım,” dedim sonunda.
“Belki de burada değil… Belki de…” Sesim çatladı.
“Üzgünüm.”

Maria başını yana eğdi.
“Üzülme,” dedi yumuşak bir sesle.
“Ben buradayım.”

Sessizlik oldu. Gölün sesi daha belirginleşti.

Çardaktan çıkarken bana hafifçe dokundu, parmak uçları omzuma değdi. Sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti geçti.
Mary asla böyle bir şey yapmazdı.

Merdivenlerden indi, arkasına bakıp gülümsedi.
“Gel. Beraber gidelim.”

“Nereye?”

“Lakeview Oteli’ne,” dedi.
“Orada olmak istemez misin?”

Cebimdeki mektubu sıktım. Başımı salladım.
“Evet…” dedim kısık bir sesle.
“İstiyorum.”

Maria önden yürüdü. Sis ağırlaştı.

Gözlerim çardağa takıldı.
Mary’nin göl kenarında söylediği o cümle kulaklarımda yankılandı:
“Bir gün geri dönelim.”

Ve işte geri dönmüştüm.
Ama yanımda Mary yoktu.
Peki… yanımda kim vardı?

1 thought on “Bölüm VI – Gölün Kıyısında

  1. Nihal adlı kullanıcının avatarı

    Heycan verici ve sürükleyici kelemine yüreğine sağlık ❤️❤️❤️

Bir Cevap Yazın

© 2025 Mustafa Kalfa. Tüm hakları saklıdır.

Araftan Sızan Işık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close